

DEMOKRASİ
Demokrasi sözcüğü Yunanca kökenli Demos ve Kratos sözcüklerinin birleşimi ile oluşmuş olup, Demos: Halk, çok seslilik, Kratos ise Güç, anlamı taşımaktadır. İki sözcük birleşince Demoskratos ya da günümüzdeki söylemiyle Demokrasi Halkın, çoğunluğun, çok sesliliğin gücü anlamına gelmektedir. Demokrasi kısaca Halkın, egemenliğine, yönetme kararları katkısına dayanan yönetim biçimi anlamı taşımaktadır.
Bugün adına Demokrasi dediğimiz yönetim biçimi ilk defa eski Yunan kültüründe halkın güncel ve yönetimsel konuları, adına Agora dedikleri meydanlarda serbestçe tartışmalarıyla ortaya çıkmış ve zamanla çok sesliliğin meydana getirdiği sentezlerin doğruluğu fark edilmesi, tez, anti tez, sentez bilimsel düşünce sistemine de esin kaynağı olmuştur. Daha sonraları ise Agoralar Parlamentolara dönüşmüştür. Antik Yunandaki bu yöntem, bilimsel düşünceyi ve bilimsel felsefeyi geliştirmiş, Sokrates, Platon, Aristo gibi felsefecilerinde öncülüğünde batı bilimi, fen, matematik, sanat, tıp alanında zamanın büyük gelişmelerini kaydederek kaynağı Demokrasi olan antik Yunan kültürünü oluşturmuştur.
İlginç olan, İsa’nın doğumundan sonra Kilise öncülüğünde oluşan ve geçmişin bilim birikimlerini inkar edip tartışılmayı reddeden yeni uhrevi antidemokratik düşünce sistemi batıya hakim olmuş ve adına karanlık çağ denilen zaman dilimine girilmiştir. Karanlık çağın sona erdirilmesinde büyük mücadele veren, düşünme, tartışma, sorgulama, doğrulama gibi eleştirel kavramları esas alıp kiliseye bayrak açan bilim insanı Kopernik, gözlemci Galilei, kuşkucu Dekart gibi düşünürler, Aydınlanma zaman diliminde İsa’dan önceki Demokratik dönemin yeniden oluşturulmasına öncülük ederek Kilisenin ve Papazların halk ve devlet üzerindeki egemenlikleri ve güçlerinin kaybetmelerini sağlamışlar ve bu günkü Demokratik Batı Medeniyetinin yolunu açmışlardır.
Batıda bu gelişmeler sağlanırken Doğuda genellikle adına Dogmatik düşünce sistemi denilen tartışılmayı reddeden, söylendiği gibi kabul edilmeyi esas alan, yeniliklere pek de açık olmayan genellikle semavi ve biat kökenli antidemokratik düşünce sistemi toplumlara hakim oluyordu. Batıdaki Agoralardan çıkan sentezlerin yerini Doğuda Algılarla oluşturulmuş yargılar alıyordu. Bu Nedenle Doğunun genelinde bir durağanlık ve statükoculuk hakimdi.
Batı ve Doğu medeniyetleri gelişimleri karşılaştırılmasında en belirgin özellik Batıdaki bir yargının, eleştirel süreç sonunda çoğunluk tarafından alınmış ve toplumun bütününün ortak mutabakatı olması özelliğinin yanı sıra yeni gelişmelere açık ve demokratik olmasıdır denilebilir.
Doğu medeniyetinde ise bilim adamlarınca ortaya atılan bir olgunun tartışılmasına halkın katılmayıp sadece varılan sonucun sunulması ve uyulmasını sağlama şeklindeki bir sistem hüküm sürmesidir. Halk yargı aşamasındaki bir düşünceye katkı sunmayıp, fikir beyan edemeyip sadece biat etmek durumunda kalması sonucu, ortaya çıkan antidemokratik düşünce ortak mutabakat olma özelliği taşımıyordu. Bu da topluma durağanlık, muhafazakarlık ve statükoculuk özelliği kazandırıp, gelişip ilerlemenin, yenilikçiliğin önü kesen ve günümüze dek uzanan bir olgu, algı yönetim sistemi hüküm sürmekteydi .
Biz Türklerin yakın tarihimizde, Cumhuriyet öncesi döneme bakınca, matbaanın İki buçuk asır geç alınması, okur yazarlık oranımızın yok denecek kadar düşük olması, yeniliklere açık olunulmaması, saray çevresindeki bilimsel çalışmaların halkla paylaşılmaması, Hazerfen Ahmet Çelebi olayı, rasathanenin yıktırılması, kadın hakları vs. gibi olaylar halk aydınlanmasının ve düşünme olgusunun önünün kesilmesinde etkin olan nedenlere küçük örneklerdir. Fatih, Kanuni gibi çok kültürlü hatta yenilikçi yöneticiler olmasına rağmen bu bilgi ve yeniliklere halkın bir katkısı, eleştirisi olmayıp, buna fırsat verilmeyip saray çevresiyle sınırlı kalınca, insanlar biat kökenli kendi düşünce sistemini yaratmış, bilimsel düşünce ve davranışlardan uzak bölgesel guruplar ve kurnaz önderler oluşturmuştur. Özetle, yeniliklere karşı hep direnç sergilenmiştir. Böylece doğanın insanlara özgü verdiği üstün özellik, beceri ve değerleri toplum olarak kullanıp yaşamına katmayı ve de adına Demokrasi denilen yaşam şeklini belirleme, düşünme inisiyatifini kullanma becerisinden yasaklı ve yoksun kalmıştır.
Özetle Demokrasi; İnsanın özünde var olan yaşamını düzenleme, kolaylaştırma, mutlu olabilme, çağa ayak uydurabilme, geleceğini belirleyebilme, hak ve hukukunu arayabilme becerisinin yine kendisi tarafından kullanarak yaşamını özgürce inşa etmesidir genellemesi yapılabilir. Aksi taktirde geçmiş göstermiştir ki doğanın insana sağladığı bu üstün beceri ve nitelikleri kullanma hakkını başkalarının inisiyatifine bırakanlar hep mutsuz, hep umutsuz, hep geri kalıp başkalarının boyunduruğunda, insani vasıflardan uzak yaşamaya mahkum kalmıştırlar




