Reklam
Reklam
BIST 100
13.687,86 -0,63%
DOLAR
47,3980 0,01%
EURO
54,0109 0,07%
GRAM ALTIN
6.117,54 -0,32%
FAİZ
41,88 -0,31%
GÜMÜŞ GRAM
86,97 -0,11%
BITCOIN
63.850,00 0,02%
GBP/TRY
63,0355 0,04%
EUR/USD
1,1391 0,04%
BRENT
87,93 4,57%
ÇEYREK ALTIN
10.002,17 -0,32%
Trabzon Açık
Trabzon hava durumu
22 °
Reklam

Tarım Politikamız

Reklam
Tarım Politikamız
Reklam

Tarım; insanlığın varoluşundan beri en temel gereksinimi olan beslenme güdüsünün sonucunda ortaya çıkıp, zamanla gelişen yöntemlerle yenilenen ve günümüzde birim topraktan en fazla ve en kaliteli ürün alma bilimidir diye tanımlanabilir.

        Yurdumuzun tarım geçeklerinin küçük bir kısmını şöyle açıklayabiliriz; Yurdumuzun yüzölçümü yaklaşık 78 Milyon Hektar olup bunun 24 Milyon Hektarı tarıma elverişli ekilebilir arazidir. Ekilebilir arazinin ise 8,5 Milyon Hektarı sulanabilir arazidir. Tarıma elverişli bu topraklarımız, 2024 yılı sayımına göre tespit edilen yaklaşık 17 Milyon büyükbaş ve 40 Milyon küçükbaş hayvan sayısını bilimsel uygulamalarla en az iki katına çıkarmaya elverişli çok değerli topraklardır.

        İnsan kaynağı olarak ise, yurdumuzda 44 tane Ziraat Fakültesi ve 120 Bin civarında Ziraat Mühendisi olup bunların 30 Bini ve mezun durumdaki birçok Veteriner halen işsizdir.

        Bir araştırmaya göre 2024 yılında 254 Bin adet büyükbaş, 15 Bin adet küçükbaş hayvan ve 58 Milyon kilogram kırmızı et ithal edilmiştir. Ayrıca bir 2019 yılı araştırmasına göre 43,3 Milyon dolarlık süt ile 42 Milyon dolarlık tereyağı ithal edilmiştir. 2024 Yılının ilk Dokuz ayında ise 6,5 Milyon ton Buğday ithal ederek ülke olarak 3-4 Milyar dolar ödeme yapmışız.

          Buraya kadarki veriler yurdumuzun tarım ve ithalat gerçeklerinin sadece küçük bir kısmını içermektedir. Bu yazının asıl amacı; 120 Bin Ziraat Mühendisi, teknisyeni, buna yakın Veterineri, 12 Milyon civarında bir işsiz ordusu olan bir ülkede neden hem bu denli dışarıya tarımsal bağımlılıktan kurtulma, hem de sosyal barışı sağlayacak istihdam sorununu çözme refleksi  gösterilmez.

          Örneğin; Tarım Bakanlığı olarak küçükbaş hayvan yetiştirmeye uygun bölgelerden Bin tane işsiz kişiyi sosyal hakları verilmek kaydıyla asgari ücret karşılığında kadrolu yapıp her

birine 5 yıl sonra geri almak üzere 100 er küçükbaş hayvan emaneten verildiğini varsayalım. Sürüsüne kattığı her yeni hayvan için pirim vaat edelim, artırdığı hayvanları ve hayvansal ürünleri değerlendirmek üzere kooperatifleşmelerine öncülük edelim. (Kooperatifleşerek çiftçiyi korumak sosyal devletin asli görevlerindendir). Halen işsiz olan Ziraat Mühendisleri ve Veterinerlerden sağlıklı hayvan üretimi ve de hayvansal ürün verimini artırmaları konusunda destek olup bu kişileri bilgilendirelim, kadrolu oluşlarının devamını üretim yapıldığı sürece devam edeceğini garanti edelim…. Bir düşünelim aynı modele uygun olarak ithal ettiğimiz diğer tarımsal ürünleri de yerli ve milli olarak üretme yoluna gidersek, yurdumuzda ekonomik ve sosyal hayatta nelerin değiştiğini hissetmeye başlarız. Elbette ki böyle bir projenin devlete bir ekonomik maliyeti olacaktır, ancak yukarıda belirtilen bir yıllık ithalat ödemelerimizi dikkate alınınca ve de en önemlisi geri dönüşümünün sağlayacağı ekonomik getirisi hesaplanırsa bu maliyet devede kulak kalacağı görülür…

Yurdumuz gerçeklerine uygun olarak oluşturulacak bu veya buna benzer projelerle:

İstihdam ettiğimiz her bireyin 5 kişilik bir aile olduğunu varsayarsak, insanımızın önemli bir kısmını sabit bir gelire ve sosyal bir şemsiye altına almış olmaz mıyız?

İthalat için ödediğimiz paramız içerde kalmaz mı?

Ekonomik olarak dışa bağımlılıktan belli oranda kurtulacağımızdan Enflasyonda düşme olabilecek ve dış politikalarımızda daha özgür olmaz mıyız?

Bu tür yapılanma örnekleri emsal teşkil edebileceğinden birçok alanda yerli üretime yönelik bireysel girişimciliğin önü açılabilir.

Dünyada yakın gelecekte beslenme sorunu hat safhaya çıkma ihtimali varsayımına göre bu tür yatırımların stratejik önemi daha da netlik kazanmaktadır.

Bu yazıyı bitirirken iki yaşanmış tarımın gücü örneğini vermemek vefasızlık olurdu. Şöyle ki 1930’lu yıllarda kurulup üretime başlayan  İskenderun demir çelik fabrikası, Nazilli Basma fabrikası, Kayseri Sümerbank fabrikalarının yurt dışından temin edilmiş tüm Fabrika aksamları için bir kuruş para verilmemiş, ödemeler sadece narenciye ürünleri ve benzeri meyve sebze karşılığı olarak yapılmıştır …Diğer  örnek ise İkinci Dünya Savaşı’na katılmayan Ülkemiz 1940 -45’li yıllarda yaşanan büyük kuraklığa rağmen  tarımsal ürünlerimizin altın karşılığı ihracatından  hazinesinde 220 ton altın biriktirmiş enflasyon oranını sıfırın altına düşürmeyi başarmıştır. Öyle ki Almanya’nın Üç markı Bir TL.ye eşit duruma gelmiştir….

İrem Bağı olan ve topraklarından bereket fışkıran güzel yurdumuzda daha da güzel gelecekler yaşamak umuduyla…..

Reklam

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?